YIL 1 , SAYI 4

EKİM - ARALIK 2008

 

Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği
Üç aylık elektronik bülteni

 

Açık Toplum Enstitüsü faaliyetlerine son veriyor

 
 

Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği olarak, Ağustos 2001’deki kuruluşumuzdan bu yana, uluslararası vakıflar ağının Türkiye Temsilciliği olarak sürdürdüğümüz faaliyetlerimize, 31 Aralık 2008 tarihi itibariyle son veriyoruz. Devamı için tıklayınız

 
 
     
 

“Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” araştırıldı

 
 

Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Binnaz Toprak’ın başkanlığında, gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’den oluşan bir ekip, son dönemin tartışmalı konularından din, muhafazakarlık ve toplumsal baskı arasındaki ilişkinin izini sürerek “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı bir araştırma gerçekleştirdi. Devamı için tıklayınız

 
     
     
 

İspanya’nın AB deneyimi, Türkiye’ye yol gösterebilir mi?

 
 

Açık Toplum Enstitüsü, İspanya’nın Avrupa Birliği’ne katılım deneyiminin, iki ülke arasındaki çarpıcı benzerliklerden dolayı Türkiye açısından özellikle ilgi çekici bir niteliğe sahip olmasından hareketle “İspanya Deneyimi: AB yolunda Türkiye’ye İlham Kaynağı?” başlıklı bir araştırmaya ön ayak oldu. İspanya ve Türkiye konusunda geniş bir birikime sahip William Chislett’in hazırladığı bu çalışmada, İspanya ve Türkiye deneyimlerinin benzerlikleri ve farklılıkları irdelendi. Devamı için tıklayınız

 
     
 

Nobel Barış Ödülü Martti Ahtisaari'ye verildi

 
 

Açık Toplum Enstitüsü’nün girişimiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine destek vermek amacıyla, kurulan ve kamuoyunda “Âkil Adamlar” olarak da bilinen Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun başkanı, Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak Kosova’nın bağımsızlığını kazanması gibi dünyanın önemli sorunların çözümünde gösterdiği olağanüstü başarılarından ötürü 2008 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi oldu.  Devamı için tıklayınız

 
     
 
Akıl ve ruh sağlığında insan hakları talep edildi.
 
 
Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği'nin (RUSİHAK) Haziran 2007'den bu yana, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteği ile, Türkiye'nin büyük ruh sağlığı hastaneleri ve zihinsel engeli bulunan bireylerin kaldığı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde, koşulların iyileştirilmesi ve hak temelli bir algı değişikliği sağlanması amacıyla yürüttüğü izleme ve değerlendirme çalışmasının bulguları, 23-24 Ekim 2008 tarihlerinde, Ankara’da kamuoyuna açıklandı. Devamı için tıklayınız
 
     
 
Açık Toplum için Özgür Medya
 
 
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), medyanın özellikle demokratikleşme ve sivilleşme açısından üstlendiği rolü; siyasal iktidarlar ve “gerçek” ile kurduğu ilişkiyi tartışmak üzere, 25 Ekim 2008 tarihinde, "Medya: Gerçeğin Peşinde?" başlıklı uluslararası bir konferans düzenledi.
Devamı için tıklayınız
 
     
     
 
Pozitif Yaşam, 1 Aralık Dünya AIDS gününde sokağa çıktı
 
 
Açık Toplum Enstitüsü’nün 2007’den beri desteklediği Pozitif Yaşam Derneği (PYD), 1 Aralık Dünya AIDS gününde, HIV/AIDS alanında çalışan aktivistler ile birlikte Beyoğlu’nda bir etkinlik düzenledi.
Devamı için tıklayınız
 
     
 

Avrupa’da Türkiye’yi konuşmak

 
 

İtalyan düşünce kuruluşları Instituto Affari Internazionalli ve Instituto Euromediterraneo del Nord Ovest (Paralelli) ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’nın, Avrupa’daki Türkiye tartışmalarını analiz etmek amacıyla, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştirdiği “Türkiye’yi Konuşmak” başlıklı toplantı dizisinin ikinci ayağı, 5 Aralık 2008 günü Berlin’de gerçekleşti. Devamı için tıklayınız

 
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
 
Açık Toplum Enstitüsü faaliyetlerine son veriyor.
 
 
   

Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği olarak, Ağustos 2001’deki kuruluşumuzdan bu yana, uluslararası vakıflar ağının Türkiye Temsilciliği olarak sürdürdüğümüz faaliyetlerimize, 31 Aralık 2008 tarihi itibariyle son veriyoruz.

Geçen yedi yılı aşkın sürede, Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve evrensel değerlere karşı daha duyarlı bir toplum olabilmesi yönünde, bilimsel, sosyal ve kültürel faaliyette bulunan birçok kuruluş ve kişiye ve sosyal içerikli ortak projelerin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak doğrultusunda faaliyet gösterdik. 

Bu süre içinde, www.aciktoplumenstitusu.org.tr adresinden indirilebilecek faaliyet raporunda ayrıntılarına yer verilen; bütün yurttaşların kaliteli bir eğitime kavuşmasından, bilgi edinme hakkına; özel sektör madenciliğinde çalışan işçilere yönelik ekonomik ve sosyal hak ihlallerinin önlenmesinden, kadınlara fırsat eşitliği sağlamak amacıyla mikro kredi verilmesine ve namus cinayetlerinin önlenmesine; görme özürlüler için İnternet kütüphanesi tasarlanmasından, psikiyatrik teşhis almış kişilerin topluma katılımına kadar çok sayıda projeye on bir milyon doları aşkın destek sağlandı.  

Türkiye’nin daha açık bir toplum olma yönündeki irade ve becerisine duyduğumuz inançla, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren çalışmalarımızı; mütevelli heyeti, yönetim kurulu, danışma kurulu ve vakfıyesi tamamen yerli olan Açık Toplum Vakfı bünyesinde sürdüreceğiz. 

Açık Toplum 2001-2008 başlıklı faaliyet raporunu indirmek için TIKLAYINIZ:

 

 

 
 
 
 
 
 
“Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” araştırıldı
 
   

Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Binnaz Toprak’ın başkanlığında, gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’den oluşan bir ekip, son dönemin tartışmalı konularından din, muhafazakarlık ve toplumsal baskı arasındaki ilişkinin izini sürerek “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı bir araştırma gerçekleştirdi.

Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin desteğiyle gerçekleşen araştırmanın amacı, daha önce yapılmış çalışmalarda belirlenen dindarlık ve muhafazakarlık arasındaki yakın ilişkiyi daha derinlemesine irdelemek; Anadolu kentlerinde farklı kimlik ya da yaşam tercihleri olan kişilerin toplum veya kamudan kaynaklanan baskı ve dışlanma ile karşı karşıya kalıp kalmadıklarını saptamaya çalışmak; bu tür baskıların nasıl şekillendiğini ve kime karşı yöneltildiğini ortaya koymak ve alınabilecek önlemleri tartışmaktı.

Başlangıç noktası Şerif Mardin’in gündeme getirdiği mahalle baskısı tartışmasını somutlaştırmak; varsa bu tür baskıların nasıl şekillendiğini ve kimlere karşı yöneltildiğini anlayabilmek olan araştırmanın saha çalışmaları, Aralık 2007 – Temmuz 2008 tarihleri arasında, on iki Anadolu kentinde ve karşılaştırma amacıyla İstanbul’un Anadolu’dan göç etmiş kişilerin çoğunlukta olduğu iki semtinde yüz yüze derinlemesine mülakat yöntemiyle yürütüldü. Araştırma kapsamında değişik sosyo-ekonomik göstergelere sahip, Türkiye’nin hemen her bölgesinden seçilmiş Erzurum, Kayseri, Konya, Malatya, Sivas, Batman, Trabzon, Denizli, Aydın, Eskişehir, Adapazarı ve Balıkesir’in yanı sıra İstanbul’un Sultanbeyli ve Bağcılar semtlerinde 400’ü aşkın kişi ile görüşüldü.

Aleviler, kadınlar, Hristiyanlar, Romanlar, farklı giyim tarzına sahip erkekler, gençler, laikler gibi farklı kimlikleri ve yaşam tercihleri nedeniyle toplumsal baskıya maruz kalması olası kesimlerin izinin sürüldüğü araştırma, Türkiye’de laiklik konusundaki bölünme ve çatışma ortamının otoriter seçeneklerle değil, özgürlükçü demokrasi çerçevesinde sağduyu ve konsensüs politikalarıyla giderilmesine; farklı kimliktekilere karşı önyargı ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ve toplumsal barışı sağlayacak akılcı çözümlerin devreye girmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
“Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmayı indirmek için TIKLAYINIZ:
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İspanya’nın AB Deneyimi, Türkiye’ye yol gösterebilir mi?
 
 

Açık Toplum Enstitüsü, İspanya’nın Avrupa Birliği’ne katılım deneyiminin, iki ülke arasındaki çarpıcı benzerliklerden dolayı Türkiye açısından özellikle ilgi çekici bir niteliğe sahip olmasından hareketle “İspanya Deneyimi: AB yolunda Türkiye’ye İlham Kaynağı?” başlıklı bir araştırmaya ön ayak oldu. İspanya ve Türkiye konusunda geniş bir birikime sahip William Chislett’in hazırladığı bu çalışmada, İspanya ve Türkiye deneyimlerinin benzerlikleri ve farklılıkları irdelendi. İngilizce ve Türkçe olarak iki ayrı dilde hazırlanan raporda, Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi olarak görev yapmış ve 2001 yılında Türkiye’nin ilk AB reform programını hazırlamış olan Volkan Vural’ın yorumlarına da yer verildi.
Çalışmada, Türkiye ve İspanya arasında dikkat çeken çarpıcı tarihi benzerliklerden bir kaçı söyle:

• İspanya ve Türkiye, Akdenizin iki ucunda, stratejik geçişleri (İstanbul, Çanakkale ve Cebelitarık 
  boğazları) kontrol ederken; birçok farklı kültürün karşılaşma noktası olmuş ülkeler;
• Biri müslüman dünyanın, diğeri hristiyan dünyanın liderliğini elde elde etmeye çalışmış emperyal
  bir kültürden geliyor; iki ülke bugün BM'nin Hristiyan ve Müslüman dünyalar arasında köprü  
  kurmaya çalışan Medeniyetler İttifakı'nın sponsorları;
• İspanya ve Türkiye siyasetleri muhafazakar ve otoriter siyasi kültürlerinin izlerini taşıyor; iki
  ülkede de gelenekçiler ve modernleşmeciler arasındaki çatışma farklı şekillerde de olsa sürüyor;
• İki ülkenin de ekonomileri tarıma dayanmaktaydı;
• İki ülke de kırsal kesimden kentlere iç göç yaşamış;
• İki ülke de Avrupa'ya yüz binlerce misafir işçi göndermiş;
• İki ülke de ayrılıkçı akımlar ve terörizm ile mücadele etmekte;
• 20. yüzyılın büyük bölümünde, iki ülkede de, silahlı kuvvetler siyaset sahnesinde son derece
  etkin oldu.
Chislett, çalışmada, İspanya deneyiminin bize yol gösterebileceği noktaların da altını çizmekte. Listenin en başında, AB katılım müzakereleri sürecinde siyasiler arasında fikir birliği sağlamanın ve AB üyeliğinin toplumun her düzeyinde bir ulusal hedef haline getirmenin önemi yer alıyor. AB ile entegrasyonun İspanya'nın siyasi, ekonomik ve toplumsal hayatında yol açtığı çarpıcı dönüşümün verilerle, karşılaştırmalı istatistiklerle ortaya koyan çalışma benzer dönüşümlerin Türkiye için de mümkün olduğunu düşündürmekte.
“İspanya Deneyimi: AB yolunda Türkiye’ye İlham Kaynağı?” başlıklı yayının Türkçe ve İngilizcesini indirmek için TIKLAYINIZ:
Türkçe : http://www.aciktoplumenstitusu.org.tr/images/basin/pdf/RaporTR3.pdf
İngilizce: http://www.aciktoplumenstitusu.org.tr/images/basin/pdf/RaporESP8.pdf
 
 
 
 
 
 
Nobel Barış Ödülü Martti Ahtisaari'ye verildi
İ
 
 
Açık Toplum Enstitüsü’nün girişimiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine destek vermek amacıyla, kurulan ve kamuoyunda “Âkil Adamlar” olarak da bilinen Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun başkanı, Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak Kosova’nın bağımsızlığını kazanması gibi dünyanın önemli sorunların çözümünde gösterdiği olağanüstü başarılarından ötürü 2008 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi oldu.
Nobel Barış Ödülü Kurulu, Martti Ahtisaari'ye 2008 Nobel Barış Ödülü’nün, "dünyanın en çetrefil sorunlarının çözümündeki büyük işlevinden ötürü" verildiğini bildirdi. Son 20 yıl boyunca dünya sorunlarının çözümü için önemli görevlerde bulunan Ahtisaari, Kosova savaşında dönemin Sırp Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in ikna edilmesinde en önemli diplomat olarak hatırlanıyor. Ahtisaari, Afrika, Avrupa ve Asya'da son 30 yıldaki birçok krizde arabuluculuk görevi yaptı.
Ahtisaari’nin başkanlığını yaptığı, AB ülkelerinde cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, dışişleri bakanlığı ve Avrupa Komisyonu üyeliği gibi görevlerde bulunan önde gelen devlet adamları ve aydınlardan oluşan Bağımsız Türkiye Komisyonu, faaliyetlerine başladığı 2004 yılında, Türkiye’nin AB’ye katılmasının yaratacağı fırsatları ve sorunları araştırdı, Temmuz 2004’de Türkiye’yi ziyaret ederek etraflı görüşmeler yaptı ve 6 Eylül 2004’de Brüksel’de kendi raporunu açıkladı. Komisyon üyeleri, daha sonra Berlin, Lahey, Londra, Barcelona, Viyana, Paris, Roma ve Varşova’ya giderek, raporlarını kamuoylarına ve karar vericilere bizzat sundu. Rapor, Almanca, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca ve Türkçe olmak üzere altı dilde ve 30 bin adet basıldı ve www.independentcommissiononturkey.org  internet sitesinden de 100,000’i aşkın sayıda indirildi. AB üyesi ülkelerin tüm cumhurbaşkanlarına, başbakanlarına, dışişleri bakanlarına, parlamento başkanlarına ve Avrupa Parlamentosu’nun tüm üyelerine gönderilen rapor, 17 Aralık’a giden süreçte Avrupa’da Türkiye konusunda daha tarafsız ve açık fikirli bir duruş oluşmasına büyük katkı sağladı.
 
   
   
   
   
   
   

Akıl ve ruh sağlığında insan hakları talep edildi

 

 

 

Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği'nin (RUSİHAK) Haziran 2007'den bu yana, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteği ile, Türkiye'nin büyük ruh sağlığı hastaneleri ve zihinsel engeli bulunan bireylerin kaldığı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde, koşulların iyileştirilmesi ve hak temelli bir algı değişikliği sağlanması amacıyla yürüttüğü izleme ve değerlendirme çalışmasının bulguları, 23-24 Ekim 2008 tarihlerinde, Ankara’da kamuoyuna açıklandı.

SHÇEK ve Sağlık Bakanlığı'nın onayı ve işbirliğiyle yürütülen projenin çıktılarının detaylı olarak kamuoyu ile paylaşıldığı "Akıl ve Ruh Sağlığında İnsan Hakları Sempozyumu”nda, proje çerçevesinde hazırlanan raporda ortaya çıkan alternatif toplum-temelli hizmet modelleri tartışıldı ve kurumlar arası işbirlikleri ile somut adımların atılması yönünde öneriler dile getirildi. Sempozyuma, ilgili bakanlıkların, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra uygulama yapılan illerden tedavi görenler, yakınları ve kurum çalışanları ve yöneticileri de konuşmacı olarak katıldı. Psikiyatrik teşhis almış ve zihinsel engeli bulunan bireylerin haklarının tanınması ve toplumsal yaşama katılımı düşüncesinden hareket eden projenin amacı, bu bireylerin görünürlük ve savunuculuk kapasitesini artırmak, gereksinim ve problemlerinin insan hakları perspektifinden tartışılabildiği bir ortam yaratmak idi.

Türkiye'de, akıl ve ruh sağlığı alanında insan hakları savunuculuğu yapan ilk sivil toplum kuruluşlarından biri olan RUSİHAK, proje çerçevesinde insan hakları avukatları, ruh sağlığı uzmanları, sanat eğitmeni ve aktivistlerden oluşan 8 kişilik bir ekip ile sırasıyla Manisa, Elazığ, Adıyaman, Adana, Samsun, Ankara ve İstanbul'da yer alan 6 büyük ruh sağlığı hastanesi ve 6 bakım ve rehabilitasyon merkezini ziyaret etti. Söz konusu kurumlardaki tutulma koşulları, fiziksel koşullar, hareket serbestliği, bakım ve tedavi olanakları, bilgilendirme, hasta hakları uygulamaları gibi konular uluslararası insan hakları açısından detaylı olarak incelendi ve koşullar belgelendi.

Kurumlarda tedavi gören toplam 230 kişi ve 88 kurum çalışanının sorunlara ilişkin tespitleri ve çözüm önerileri derlendi; bu kişilere yönelik alternatif, iyi örnek etkinlikleri düzenlendi. Ziyaret edilen illerde, tedavi görenler, kurum çalışanları, kurum yöneticileri, doktorlar, hemşireler, illerdeki kamu kurumu temsilcileri, tedavi görenlerin yakınları gibi konuyla ilgili bütün paydaşların ilk defa eşit bir platformda bir araya gelerek fikirlerini paylaştıkları ve çözüm önerileri geliştirdikleri, toplam 200 kişinin katıldığı yuvarlak masa toplantıları düzenlendi.
SHÇEK Özürlü Hizmetleri Daire Başkanı Avni Özkaya panelde konuşan engeli bulunan bireyleri dinledikten sonra "Galiba tüm yatılı kurumların kapatılması gerek. Aslında en iyisi toplum içerisinde yaşam olanakları yaratmak" şeklinde konuştu. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Medaim Yanık ise RUSİHAK'a yaptığı çalışmadan dolayı teşekkür ederek, bu çalışmanın ruh sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi için önemli bir adım olduğunun altını çizdi; kişiler, yaşam alanlarından uzak, büyük yatılı kurumlarda tutulduğu sürece insan hakları ihlallerinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven de, konuşmasında, çalışmanın önemine değinerek devlet-sivil toplum işbirliğini vurguladı. İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Orhan Kemal Cengiz ise acilen sivil ve bağımsız bir izleme mekanizmasına ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
RUSİHAK raporunu indirmek için TIKLAYINIZ:
 
   
   
   
   
   
   

Açık toplum için özgür medya

 

 

 
 
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), medyanın özellikle demokratikleşme ve sivilleşme açısından üstlendiği rolü; siyasal iktidarlar ve “gerçek” ile kurduğu ilişkiyi tartışmak üzere, 25 Ekim 2008 tarihinde, "Medya: Gerçeğin Peşinde?" başlıklı uluslararası bir konferans düzenledi.
Medya temsilcileri, üst düzey medya mensupları, sivil toplum üyeleri ve akademisyenlerin katıldığı konferansının açılışında konuşan TESEV Başkanı Can Paker, medyanın demokratikleşme sürecinde yaşamsal bir öneme sahip olduğunu belirterek, açık ve demokratik bir toplumun kurulmasında özgür bir medyanın kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Konferansa katılan gazeteci ve akademisyenler, medyada objektifliğin korunması, sermaye, sivil ve resmi otoriteye rağmen gazeteciliğin evrensel kurallarının uygulanabilirliği, Susurluk ve Ergenekon soruşturmaları sırasında Türkiye`deki medyanın tavrı, askeri güce karşı medyanın gösterdiği yaklaşımlar gibi konuları tartıştı.
TESEV’den Volkan Aytar’ın yönettiği ‘Bağımsızlık, Tarafsızlık ve Saydamlık’ başlıklı oturumda gazeteciler Yasemin Çongar, İsmet Berkan, Mete Çubukçu, Mustafa Karaalioğlu ve Umur Talu medyanın bağımsızlığı, tarafsızlığı ve saydamlığı konularını inceledi. ‘Medya Güvenlik Sırlarını Nasıl Aydınlatır?’ başlıklı ikinci oturumda, güvenlik sırlarının açığa çıkarılmasında dünyadan örneklere yer verildi. Bu oturumda The Guardian’dan Richard Norton-Taylor ve Noveya Gazeta’dan Andrei Soldatov kendi ülkelerindeki örnekler üzerinden giderek medya ve güvenlik sektörü ilişkisini irdelediler. ‘Medyada Duvarlar, Medyanın Duvarları: Habere Giden Yol ve Bedelleri’ başlıklı üçüncü oturumda, “saha”da haber peşinde koşan medya mensupları güvenlik muhabirliğinin “risk” lerini kendi günlük deneyimleri sırasında yaşadıkları sorunlar üzerinden aktardı.
‘Güvenlikleştirme mi, Demokratikleşme mi? Buradan Nereye?’ başlıklı son oturumda ise Prof. Murat Belge, Prof. Yasemin İnceoğlu, Doç. Aslı Tunç ve Prof. Orhan Tekelioğlu, Derya Sazak’ın yönetiminde, medyanın bilgi verme işlevinin ne olmasını gerektiğini tartışarak ileride gazeteciler için ‘rehber’ niteliğinde olacak bir çalışmanın fikir egzersizini yaptılar.
Medya Gerçeğin Peşinde? Konferansı hakkında ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZ
"Açık Toplum İçin Özgür Medya" Broşürünü indirmek için TIKLAYINIZ
 
   
   
   
   
   
   

Pozitif Yaşam, 1 Aralık Dünya AIDS gününde sokağa çıktı

 

 

 

 

Açık Toplum Enstitüsü’nün 2007’den beri desteklediği Pozitif Yaşam Derneği (PYD), 1 Aralık Dünya AIDS gününde, HIV/AIDS alanında çalışan aktivistler ile birlikte Beyoğlu’nda bir etkinlik düzenledi.
Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, sanatçılar Murat Daltaban, Buket Uzuner, Mehmet Ali Alabora ve Önder Bora’nın da destek verdiği etkinlik çerçevesinde, Beyoğlu Belediyesi, Uluslararası Af Örgütü, Pozitifler Derneği, AIDS Savaşım Derneği, HIV/AIDS STK Platformu, Hangar Sanat Derneği, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV), Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklarla Savaşım Derneği, Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkları Önleme Derneği (Kadın Kapısı), Kaos Gay ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nden katılımcılar, Samba İstanbul’un müziği eşliğinde Beyoğlu Tünel’den Galatasaray’a bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Festival havasında gerçekleşen yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında: “HIV/AIDS artık ölümcül değildir. Mevcut ilaçlarla kontrol altında tutulabilir. Bugün artık HIV+ kişiler, gelişen yeni tedaviler sayesinde kaliteli bir yaşam sürebiliyorlar. Evleniyor, çocuk sahibi oluyorlar; işlerine, okullarına hiçbir sağlık sorunu yaşamaksızın devam edebiliyorlar. HIV+’leri öldüren virüs değil, toplumsal korkular, önyargılar ve ayrımcılıktır. HIV sosyal ilişkilerle bulaşmaz. HIV+’lerden korkmayın, uzaklaşmayın” mesajları vurgulandı.
 
Pozitif Yaşam Derneği hakkında ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZ
 
   
   
   
   
   
   

Avrupa’da Türkiye’yi konuşmak

 

 

 


İtalyan düşünce kuruluşları Instituto Affari Internazionalli ve Instituto Euromediterraneo del Nord Ovest (Paralelli) ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’nın, Avrupa’daki Türkiye tartışmalarını analiz etmek amacıyla, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştirdiği “Türkiye’yi Konuşmak” başlıklı toplantı dizisinin ikinci ayağı, 5 Aralık 2008 günü Berlin’de gerçekleşti. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden araştırmacıların bir araya gelerek Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki Türkiye tartışmalarını analiz ettikleri toplantı dizilerinin amacı, bu analizler doğrultusunda hedeflere yönelik etkin bir iletişim stratejisi oluşturulmasına katkıda bulunmak.
Avusturya, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Polonya ve İngiltere analizleri siyasi partilerin Türkiye konusundaki tutumlarının, “her boya bir beden” yaklaşımına sahip bir iletişim stratejisiyle sonuç elde edemeyeceğini gösteriyor. Türkiye’nin AB üyeliği; siyasi ideolojileri birbirinden belirgin çizgilerle ayrılabilecek bir konu değil. Aynı ideolojiye sahip gruplar dahi Türkiye konusunda bölünmüş durumda. İş dünyası Türkiye’ye en sıcak bakan kesimlerin başında geliyor. Ancak bu desteğin yoğunluğu ve devlet politikaları üzerindeki etkisi ülkeden ülkeye değişiyor. Proje kapsamında incelenen paydaşlardan biri olan Kilise’nin tutumu da ülkeler arasında farklılıklar gösteriyor.
Sürecin en önemli aktörlerinden biri olan medyanın, Türkiye’deki gelişmelere daha çok çarpıcı ve trajik haberlere kaynak oluşturduğu zaman yer verdiği dikkat çekiyor. Bu da kültürel ve dinsel farklılıkların ön plana çıkmasına yol açıyor. Bu ortamda Türkiye’nin kültür-sanat projeleri ve toplumsal dinamizmi ile Avrupa medyasına taşınabilmesi büyük önem taşıyor. Avrupa’daki Türk azınlıklar, sayısal anlamda önemli bir yere sahip olmalarına rağmen, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde aktif rol oynamıyorlar. Avrupalı Türklerin sivil girişimleri yeterince tanınmıyor.
Sonuçlar, Avrupa’da Türkiye konusunda ciddi bir bölünme olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, Türkiye hakkında geliştirilecek bir iletişim stratejisinin, hedef kitlelere göre “farklılaştırılması”; her ülkede, doğru kitlelere doğru mesajlarla erişilmesi gerekiyor. Geliştirilecek iletişim stratejisinin dinamik olması, Türkiye’nin Avrupa gündemine taşındığı ani gelişmelere hızlı yanıt verebilmesi de çok önemli. Ayrıca, mesajın kim tarafından iletildiği de büyük önem taşıyor. Proje raporunun editörlüğünü yapan Nathalie Tocci, Avrupa bütünleşmesine gönülden bağlı olan ve Türkiye’yi bu yolda risk olarak gören bir Fransızın, Türkiye’nin üyeliğinin jeostratejik önemini vurgulayan bir İngiliz tarafından iknâ edilmesinin zor olacağına dikkat çekiyor. Doğru kitleye, doğru mesajın, doğru zamanda, doğru aktörle iletilmesi gerekiyor.
www.iai.it
 

   
   
   
   

E-Bültenin eski sayısı için tıklayınız. 
 
 

>> HAKKIMIZDA

 
   
   

BİZE ULAŞIN:

 
Adres: Cevdet Paşa Caddesi
           Mercan Apt. No 85 D 11
           Bebek, İstanbul
           Telefon: 212 287 99 86
 
           e mail : info@osiaf.org.tr  / acikbulten@osiaf.org.tr
 
 

 

                                          acikbulten@osiaf.org.tr


 

                   ©2008 Açık Toplum Enstitüsü

              Güncelleme : Destek Bilgisayar  |  Yirmibes.com