|
YIL 1 , SAYI 4 |
EKİM - ARALIK 2008 |
|
|
|
Açık Toplum Enstitüsü Türkiye
Temsilciliği
Üç aylık elektronik
bülteni |
|
|
|
|
| |
Açık Toplum Enstitüsü faaliyetlerine son veriyor |
|
| |
|
Açık Toplum Enstitüsü Türkiye
Temsilciliği olarak, Ağustos
2001’deki kuruluşumuzdan bu
yana, uluslararası vakıflar
ağının Türkiye Temsilciliği
olarak sürdürdüğümüz
faaliyetlerimize, 31 Aralık 2008
tarihi itibariyle son veriyoruz.
Devamı
için tıklayınız |
|
|
|
| |
|
|
| |
“Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” araştırıldı |
|
| |
|
Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset
Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Bölümü Başkanı Binnaz Toprak’ın
başkanlığında, gazeteciler İrfan
Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’den
oluşan bir ekip, son dönemin
tartışmalı konularından din,
muhafazakarlık ve toplumsal baskı
arasındaki ilişkinin izini sürerek
“Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve
Muhafazakarlık Ekseninde
Ötekileştirilenler” başlıklı bir
araştırma gerçekleştirdi.
Devamı için tıklayınız |
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
İspanya’nın AB deneyimi, Türkiye’ye yol gösterebilir mi? |
|
| |
|
 |
Açık Toplum Enstitüsü, İspanya’nın
Avrupa Birliği’ne katılım
deneyiminin, iki ülke arasındaki
çarpıcı benzerliklerden dolayı
Türkiye açısından özellikle ilgi
çekici bir niteliğe sahip olmasından
hareketle “İspanya Deneyimi: AB
yolunda Türkiye’ye İlham Kaynağı?”
başlıklı bir araştırmaya ön ayak
oldu. İspanya ve Türkiye konusunda
geniş bir birikime sahip William
Chislett’in hazırladığı bu
çalışmada, İspanya ve Türkiye
deneyimlerinin benzerlikleri ve
farklılıkları irdelendi.
Devamı için tıklayınız |
|
| |
|
|
| |
Nobel Barış Ödülü Martti Ahtisaari'ye verildi |
|
| |
|
Açık Toplum Enstitüsü’nün
girişimiyle, Türkiye’nin Avrupa
Birliği üyelik sürecine destek
vermek amacıyla, kurulan ve
kamuoyunda “Âkil Adamlar” olarak da
bilinen Bağımsız Türkiye
Komisyonu’nun başkanı,
Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı
Martti Ahtisaari, Birleşmiş
Milletler temsilcisi olarak
Kosova’nın bağımsızlığını kazanması
gibi dünyanın önemli sorunların
çözümünde gösterdiği olağanüstü
başarılarından ötürü 2008 Nobel
Barış Ödülü’nün sahibi oldu.
Devamı için tıklayınız |
|
| |
|
|
| |
Akıl ve ruh sağlığında insan hakları talep edildi.
|
|
| |
|
Ruh Sağlığında İnsan Hakları
Girişimi Derneği'nin (RUSİHAK)
Haziran 2007'den bu yana, Açık
Toplum Enstitüsü’nün desteği ile,
Türkiye'nin büyük ruh sağlığı
hastaneleri ve zihinsel engeli
bulunan bireylerin kaldığı bakım ve
rehabilitasyon merkezlerinde,
koşulların iyileştirilmesi ve hak
temelli bir algı değişikliği
sağlanması amacıyla yürüttüğü izleme
ve değerlendirme çalışmasının
bulguları, 23-24 Ekim 2008
tarihlerinde, Ankara’da kamuoyuna
açıklandı.
Devamı için tıklayınız
|
|
| |
|
|
| |
Açık Toplum için Özgür Medya
|
|
| |
|
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler
Vakfı (TESEV), medyanın özellikle
demokratikleşme ve sivilleşme
açısından üstlendiği rolü; siyasal
iktidarlar ve “gerçek” ile kurduğu
ilişkiyi tartışmak üzere, 25 Ekim
2008 tarihinde, "Medya: Gerçeğin
Peşinde?" başlıklı uluslararası bir
konferans düzenledi.
Devamı için tıklayınız
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
Pozitif Yaşam, 1 Aralık Dünya AIDS gününde sokağa çıktı
|
|
| |
|
Açık Toplum Enstitüsü’nün 2007’den
beri desteklediği Pozitif Yaşam
Derneği (PYD), 1 Aralık Dünya AIDS
gününde, HIV/AIDS alanında çalışan
aktivistler ile birlikte Beyoğlu’nda
bir etkinlik düzenledi.
Devamı için tıklayınız
|
|
| |
|
|
| |
Avrupa’da Türkiye’yi konuşmak |
|
| |
|
İtalyan düşünce kuruluşları
Instituto Affari Internazionalli ve
Instituto Euromediterraneo del Nord
Ovest (Paralelli) ile Türkiye
Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı
(TEPAV)’nın, Avrupa’daki Türkiye
tartışmalarını analiz etmek
amacıyla, Açık Toplum Enstitüsü’nün
desteğiyle gerçekleştirdiği
“Türkiye’yi Konuşmak” başlıklı
toplantı dizisinin ikinci ayağı, 5
Aralık 2008 günü Berlin’de
gerçekleşti.
Devamı için tıklayınız |
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
|
Açık Toplum Enstitüsü faaliyetlerine son veriyor.
|
|
|
|
|
|
|
Açık Toplum Enstitüsü
Türkiye Temsilciliği olarak,
Ağustos 2001’deki
kuruluşumuzdan bu yana,
uluslararası vakıflar ağının
Türkiye Temsilciliği olarak
sürdürdüğümüz
faaliyetlerimize, 31 Aralık
2008 tarihi itibariyle son
veriyoruz.
Geçen yedi yılı aşkın
sürede, Türkiye’nin insan
hakları, demokrasi ve
evrensel değerlere karşı
daha duyarlı bir toplum
olabilmesi yönünde,
bilimsel, sosyal ve kültürel
faaliyette bulunan birçok
kuruluş ve kişiye ve sosyal
içerikli ortak projelerin
gerçekleştirilmesine katkı
sağlamak doğrultusunda
faaliyet gösterdik.
Bu süre içinde, www.aciktoplumenstitusu.org.tr
adresinden indirilebilecek
faaliyet raporunda
ayrıntılarına yer verilen;
bütün yurttaşların kaliteli
bir eğitime kavuşmasından,
bilgi edinme hakkına; özel
sektör madenciliğinde
çalışan işçilere yönelik
ekonomik ve sosyal hak
ihlallerinin önlenmesinden,
kadınlara fırsat eşitliği
sağlamak amacıyla mikro
kredi verilmesine ve namus
cinayetlerinin önlenmesine;
görme özürlüler için
İnternet kütüphanesi
tasarlanmasından,
psikiyatrik teşhis almış
kişilerin topluma katılımına
kadar çok sayıda projeye on
bir milyon doları aşkın
destek sağlandı.
Türkiye’nin daha açık bir
toplum olma yönündeki irade
ve becerisine duyduğumuz
inançla, 1 Ocak 2009
tarihinden itibaren
çalışmalarımızı; mütevelli
heyeti, yönetim kurulu,
danışma kurulu ve vakfıyesi
tamamen yerli olan Açık
Toplum Vakfı bünyesinde
sürdüreceğiz.
Açık
Toplum 2001-2008 başlıklı
faaliyet raporunu indirmek için
TIKLAYINIZ:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” araştırıldı
|
|
|
 |
|
|
Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset
Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Bölümü Başkanı Binnaz Toprak’ın
başkanlığında, gazeteciler İrfan
Bozan, Tan Morgül ve Nedim
Şener’den oluşan bir ekip, son
dönemin tartışmalı konularından
din, muhafazakarlık ve toplumsal
baskı arasındaki ilişkinin izini
sürerek “Türkiye’de Farklı
Olmak: Din ve Muhafazakarlık
Ekseninde Ötekileştirilenler”
başlıklı bir araştırma
gerçekleştirdi.
Açık Toplum Enstitüsü ve
Boğaziçi Üniversitesi’nin
desteğiyle gerçekleşen
araştırmanın amacı, daha önce
yapılmış çalışmalarda belirlenen
dindarlık ve muhafazakarlık
arasındaki yakın ilişkiyi daha
derinlemesine irdelemek; Anadolu
kentlerinde farklı kimlik ya da
yaşam tercihleri olan kişilerin
toplum veya kamudan kaynaklanan
baskı ve dışlanma ile karşı
karşıya kalıp kalmadıklarını
saptamaya çalışmak; bu tür
baskıların nasıl şekillendiğini
ve kime karşı yöneltildiğini
ortaya koymak ve alınabilecek
önlemleri tartışmaktı.
Başlangıç noktası Şerif
Mardin’in gündeme getirdiği
mahalle baskısı tartışmasını
somutlaştırmak; varsa bu tür
baskıların nasıl şekillendiğini
ve kimlere karşı yöneltildiğini
anlayabilmek olan araştırmanın
saha çalışmaları, Aralık 2007 –
Temmuz 2008 tarihleri arasında,
on iki Anadolu kentinde ve
karşılaştırma amacıyla
İstanbul’un Anadolu’dan göç
etmiş kişilerin çoğunlukta
olduğu iki semtinde yüz yüze
derinlemesine mülakat yöntemiyle
yürütüldü. Araştırma kapsamında
değişik sosyo-ekonomik
göstergelere sahip, Türkiye’nin
hemen her bölgesinden seçilmiş
Erzurum, Kayseri, Konya,
Malatya, Sivas, Batman, Trabzon,
Denizli, Aydın, Eskişehir,
Adapazarı ve Balıkesir’in yanı
sıra İstanbul’un Sultanbeyli ve
Bağcılar semtlerinde 400’ü aşkın
kişi ile görüşüldü.
Aleviler, kadınlar, Hristiyanlar,
Romanlar, farklı giyim tarzına
sahip erkekler, gençler, laikler
gibi farklı kimlikleri ve yaşam
tercihleri nedeniyle toplumsal
baskıya maruz kalması olası
kesimlerin izinin sürüldüğü
araştırma, Türkiye’de laiklik
konusundaki bölünme ve çatışma
ortamının otoriter seçeneklerle
değil, özgürlükçü demokrasi
çerçevesinde sağduyu ve
konsensüs politikalarıyla
giderilmesine; farklı
kimliktekilere karşı önyargı ve
ayrımcılığın ortadan
kaldırılmasına ve toplumsal
barışı sağlayacak akılcı
çözümlerin devreye girmesine
katkıda bulunmayı amaçlıyor.
“Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve
Muhafazakarlık Ekseninde
Ötekileştirilenler” başlıklı
araştırmayı indirmek için
TIKLAYINIZ:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İspanya’nın AB Deneyimi, Türkiye’ye yol gösterebilir mi?
|
|
|
 |
|
 |
Açık Toplum Enstitüsü,
İspanya’nın Avrupa Birliği’ne
katılım deneyiminin, iki ülke
arasındaki çarpıcı
benzerliklerden dolayı Türkiye
açısından özellikle ilgi çekici
bir niteliğe sahip olmasından
hareketle “İspanya Deneyimi: AB
yolunda Türkiye’ye İlham
Kaynağı?” başlıklı bir
araştırmaya ön ayak oldu.
İspanya ve Türkiye konusunda
geniş bir birikime sahip William
Chislett’in hazırladığı bu
çalışmada, İspanya ve Türkiye
deneyimlerinin benzerlikleri ve
farklılıkları irdelendi.
İngilizce ve Türkçe olarak iki
ayrı dilde hazırlanan raporda,
Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi
olarak görev yapmış ve 2001
yılında Türkiye’nin ilk AB
reform programını hazırlamış
olan Volkan Vural’ın yorumlarına
da yer verildi.
Çalışmada, Türkiye ve İspanya
arasında dikkat çeken çarpıcı
tarihi benzerliklerden bir kaçı
söyle:
• İspanya ve Türkiye,
Akdenizin iki ucunda,
stratejik geçişleri
(İstanbul, Çanakkale ve
Cebelitarık
boğazları) kontrol ederken;
birçok farklı kültürün
karşılaşma noktası olmuş
ülkeler;
• Biri müslüman dünyanın,
diğeri hristiyan dünyanın
liderliğini elde elde etmeye
çalışmış emperyal
bir kültürden geliyor; iki
ülke bugün BM'nin Hristiyan
ve Müslüman dünyalar
arasında köprü
kurmaya çalışan Medeniyetler
İttifakı'nın sponsorları;
• İspanya ve Türkiye
siyasetleri muhafazakar ve
otoriter siyasi
kültürlerinin izlerini
taşıyor; iki
ülkede de gelenekçiler ve
modernleşmeciler arasındaki
çatışma farklı şekillerde de
olsa sürüyor;
• İki ülkenin de ekonomileri
tarıma dayanmaktaydı;
• İki ülke de kırsal
kesimden kentlere iç göç
yaşamış;
• İki ülke de Avrupa'ya yüz
binlerce misafir işçi
göndermiş;
• İki ülke de ayrılıkçı
akımlar ve terörizm ile
mücadele etmekte;
• 20. yüzyılın büyük
bölümünde, iki ülkede de,
silahlı kuvvetler siyaset
sahnesinde son derece
etkin oldu.
Chislett, çalışmada, İspanya
deneyiminin bize yol
gösterebileceği noktaların da
altını çizmekte. Listenin en
başında, AB katılım müzakereleri
sürecinde siyasiler arasında
fikir birliği sağlamanın ve AB
üyeliğinin toplumun her
düzeyinde bir ulusal hedef
haline getirmenin önemi yer
alıyor. AB ile entegrasyonun
İspanya'nın siyasi, ekonomik ve
toplumsal hayatında yol açtığı
çarpıcı dönüşümün verilerle,
karşılaştırmalı istatistiklerle
ortaya koyan çalışma benzer
dönüşümlerin Türkiye için de
mümkün olduğunu düşündürmekte.
“İspanya
Deneyimi: AB yolunda Türkiye’ye
İlham Kaynağı?” başlıklı yayının
Türkçe ve İngilizcesini indirmek
için TIKLAYINIZ:
Türkçe :
http://www.aciktoplumenstitusu.org.tr/images/basin/pdf/RaporTR3.pdf
İngilizce:
http://www.aciktoplumenstitusu.org.tr/images/basin/pdf/RaporESP8.pdf |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nobel Barış Ödülü Martti Ahtisaari'ye verildi |
|
İ |
 |
|
Açık Toplum
Enstitüsü’nün girişimiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine destek
vermek amacıyla, kurulan ve kamuoyunda “Âkil Adamlar” olarak da bilinen
Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun başkanı, Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı
Martti Ahtisaari, Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak Kosova’nın
bağımsızlığını kazanması gibi dünyanın önemli sorunların çözümünde
gösterdiği olağanüstü başarılarından ötürü 2008 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi
oldu.
Nobel Barış Ödülü Kurulu, Martti Ahtisaari'ye 2008 Nobel Barış Ödülü’nün,
"dünyanın en çetrefil sorunlarının çözümündeki büyük işlevinden ötürü"
verildiğini bildirdi. Son 20 yıl boyunca dünya sorunlarının çözümü için
önemli görevlerde bulunan Ahtisaari, Kosova savaşında dönemin Sırp Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviç'in ikna edilmesinde en önemli diplomat olarak
hatırlanıyor. Ahtisaari, Afrika, Avrupa ve Asya'da son 30 yıldaki birçok
krizde arabuluculuk görevi yaptı.
Ahtisaari’nin başkanlığını yaptığı, AB ülkelerinde cumhurbaşkanlığı,
başbakanlık, dışişleri bakanlığı ve Avrupa Komisyonu üyeliği gibi görevlerde
bulunan önde gelen devlet adamları ve aydınlardan oluşan Bağımsız Türkiye
Komisyonu, faaliyetlerine başladığı 2004 yılında, Türkiye’nin AB’ye
katılmasının yaratacağı fırsatları ve sorunları araştırdı, Temmuz 2004’de
Türkiye’yi ziyaret ederek etraflı görüşmeler yaptı ve 6 Eylül 2004’de
Brüksel’de kendi raporunu açıkladı. Komisyon üyeleri, daha sonra Berlin,
Lahey, Londra, Barcelona, Viyana, Paris, Roma ve Varşova’ya giderek,
raporlarını kamuoylarına ve karar vericilere bizzat sundu. Rapor, Almanca,
Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca ve Türkçe olmak üzere altı dilde
ve 30 bin adet basıldı ve
www.independentcommissiononturkey.org internet sitesinden de
100,000’i aşkın sayıda indirildi. AB üyesi ülkelerin tüm cumhurbaşkanlarına,
başbakanlarına, dışişleri bakanlarına, parlamento başkanlarına ve Avrupa
Parlamentosu’nun tüm üyelerine gönderilen rapor, 17 Aralık’a giden süreçte
Avrupa’da Türkiye konusunda daha tarafsız ve açık fikirli bir duruş
oluşmasına büyük katkı sağladı.
|
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
| |
|
|
Akıl ve ruh sağlığında insan hakları talep edildi |
|
|
|
 |
|
Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği'nin (RUSİHAK) Haziran 2007'den
bu yana, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteği ile, Türkiye'nin büyük ruh
sağlığı hastaneleri ve zihinsel engeli bulunan bireylerin kaldığı bakım ve
rehabilitasyon merkezlerinde, koşulların iyileştirilmesi ve hak temelli bir
algı değişikliği sağlanması amacıyla yürüttüğü izleme ve değerlendirme
çalışmasının bulguları, 23-24 Ekim 2008 tarihlerinde, Ankara’da kamuoyuna
açıklandı.
SHÇEK ve Sağlık Bakanlığı'nın onayı ve işbirliğiyle yürütülen projenin
çıktılarının detaylı olarak kamuoyu ile paylaşıldığı "Akıl ve Ruh Sağlığında
İnsan Hakları Sempozyumu”nda, proje çerçevesinde hazırlanan raporda ortaya
çıkan alternatif toplum-temelli hizmet modelleri tartışıldı ve kurumlar
arası işbirlikleri ile somut adımların atılması yönünde öneriler dile
getirildi. Sempozyuma, ilgili bakanlıkların, kamu kurumlarının, sivil toplum
kuruluşlarının yanı sıra uygulama yapılan illerden tedavi görenler,
yakınları ve kurum çalışanları ve yöneticileri de konuşmacı olarak katıldı.
Psikiyatrik teşhis almış ve zihinsel engeli bulunan bireylerin haklarının
tanınması ve toplumsal yaşama katılımı düşüncesinden hareket eden projenin
amacı, bu bireylerin görünürlük ve savunuculuk kapasitesini artırmak,
gereksinim ve problemlerinin insan hakları perspektifinden tartışılabildiği
bir ortam yaratmak idi.
Türkiye'de, akıl ve ruh sağlığı alanında insan hakları savunuculuğu yapan
ilk sivil toplum kuruluşlarından biri olan RUSİHAK, proje çerçevesinde insan
hakları avukatları, ruh sağlığı uzmanları, sanat eğitmeni ve aktivistlerden
oluşan 8 kişilik bir ekip ile sırasıyla Manisa, Elazığ, Adıyaman, Adana,
Samsun, Ankara ve İstanbul'da yer alan 6 büyük ruh sağlığı hastanesi ve 6
bakım ve rehabilitasyon merkezini ziyaret etti. Söz konusu kurumlardaki
tutulma koşulları, fiziksel koşullar, hareket serbestliği, bakım ve tedavi
olanakları, bilgilendirme, hasta hakları uygulamaları gibi konular
uluslararası insan hakları açısından detaylı olarak incelendi ve koşullar
belgelendi.
Kurumlarda tedavi gören toplam 230 kişi ve 88 kurum çalışanının sorunlara
ilişkin tespitleri ve çözüm önerileri derlendi; bu kişilere yönelik
alternatif, iyi örnek etkinlikleri düzenlendi. Ziyaret edilen illerde,
tedavi görenler, kurum çalışanları, kurum yöneticileri, doktorlar,
hemşireler, illerdeki kamu kurumu temsilcileri, tedavi görenlerin yakınları
gibi konuyla ilgili bütün paydaşların ilk defa eşit bir platformda bir araya
gelerek fikirlerini paylaştıkları ve çözüm önerileri geliştirdikleri, toplam
200 kişinin katıldığı yuvarlak masa toplantıları düzenlendi.
SHÇEK Özürlü Hizmetleri Daire Başkanı Avni Özkaya panelde konuşan engeli
bulunan bireyleri dinledikten sonra "Galiba tüm yatılı kurumların
kapatılması gerek. Aslında en iyisi toplum içerisinde yaşam olanakları
yaratmak" şeklinde konuştu. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi
Başhekimi Medaim Yanık ise RUSİHAK'a yaptığı çalışmadan dolayı teşekkür
ederek, bu çalışmanın ruh sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesi için önemli
bir adım olduğunun altını çizdi; kişiler, yaşam alanlarından uzak, büyük
yatılı kurumlarda tutulduğu sürece insan hakları ihlallerinin kaçınılmaz
olduğunu belirtti. Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven de,
konuşmasında, çalışmanın önemine değinerek devlet-sivil toplum işbirliğini
vurguladı. İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Orhan Kemal Cengiz ise
acilen sivil ve bağımsız bir izleme mekanizmasına ihtiyaç olduğunun altını
çizdi.
RUSİHAK raporunu indirmek için
TIKLAYINIZ:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Açık toplum için özgür medya |
|
|
|
 |
 |
|
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), medyanın özellikle
demokratikleşme ve sivilleşme açısından üstlendiği rolü; siyasal iktidarlar
ve “gerçek” ile kurduğu ilişkiyi tartışmak üzere, 25 Ekim 2008 tarihinde,
"Medya: Gerçeğin Peşinde?" başlıklı uluslararası bir konferans düzenledi.
Medya temsilcileri, üst düzey medya mensupları, sivil toplum üyeleri ve
akademisyenlerin katıldığı konferansının açılışında konuşan TESEV Başkanı
Can Paker, medyanın demokratikleşme sürecinde yaşamsal bir öneme sahip
olduğunu belirterek, açık ve demokratik bir toplumun kurulmasında özgür bir
medyanın kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Konferansa katılan
gazeteci ve akademisyenler, medyada objektifliğin korunması, sermaye, sivil
ve resmi otoriteye rağmen gazeteciliğin evrensel kurallarının
uygulanabilirliği, Susurluk ve Ergenekon soruşturmaları sırasında
Türkiye`deki medyanın tavrı, askeri güce karşı medyanın gösterdiği
yaklaşımlar gibi konuları tartıştı.
TESEV’den Volkan Aytar’ın yönettiği ‘Bağımsızlık, Tarafsızlık ve Saydamlık’
başlıklı oturumda gazeteciler Yasemin Çongar, İsmet Berkan, Mete Çubukçu,
Mustafa Karaalioğlu ve Umur Talu medyanın bağımsızlığı, tarafsızlığı ve
saydamlığı konularını inceledi. ‘Medya Güvenlik Sırlarını Nasıl Aydınlatır?’
başlıklı ikinci oturumda, güvenlik sırlarının açığa çıkarılmasında dünyadan
örneklere yer verildi. Bu oturumda The Guardian’dan Richard Norton-Taylor ve
Noveya Gazeta’dan Andrei Soldatov kendi ülkelerindeki örnekler üzerinden
giderek medya ve güvenlik sektörü ilişkisini irdelediler. ‘Medyada Duvarlar,
Medyanın Duvarları: Habere Giden Yol ve Bedelleri’ başlıklı üçüncü oturumda,
“saha”da haber peşinde koşan medya mensupları güvenlik muhabirliğinin
“risk” lerini kendi günlük deneyimleri sırasında yaşadıkları sorunlar
üzerinden aktardı.
‘Güvenlikleştirme mi, Demokratikleşme mi? Buradan Nereye?’ başlıklı son
oturumda ise Prof. Murat Belge, Prof. Yasemin İnceoğlu, Doç. Aslı Tunç ve
Prof. Orhan Tekelioğlu, Derya Sazak’ın yönetiminde, medyanın bilgi verme
işlevinin ne olmasını gerektiğini tartışarak ileride gazeteciler için
‘rehber’ niteliğinde olacak bir çalışmanın fikir egzersizini yaptılar.
Medya Gerçeğin Peşinde? Konferansı hakkında ayrıntılı
bilgi için
TIKLAYINIZ
"Açık Toplum İçin
Özgür Medya" Broşürünü indirmek için
TIKLAYINIZ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Pozitif Yaşam, 1 Aralık Dünya AIDS gününde sokağa çıktı |
|
|
|
|
 |
 |
|
Açık Toplum Enstitüsü’nün 2007’den beri desteklediği Pozitif Yaşam Derneği (PYD),
1 Aralık Dünya AIDS gününde, HIV/AIDS alanında çalışan aktivistler ile
birlikte Beyoğlu’nda bir etkinlik düzenledi.
Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, sanatçılar Murat Daltaban,
Buket Uzuner, Mehmet Ali Alabora ve Önder Bora’nın da destek verdiği
etkinlik çerçevesinde, Beyoğlu Belediyesi, Uluslararası Af Örgütü,
Pozitifler Derneği, AIDS Savaşım Derneği, HIV/AIDS STK Platformu, Hangar
Sanat Derneği, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV), Pembe Hayat LGBTT
Dayanışma Derneği, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklarla Savaşım Derneği,
Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Cinsel
Yolla Bulaşan Hastalıkları Önleme Derneği (Kadın Kapısı), Kaos Gay ve
Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Lambdaistanbul LGBTT
Dayanışma Derneği, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nden
katılımcılar, Samba İstanbul’un müziği eşliğinde Beyoğlu Tünel’den
Galatasaray’a bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Festival havasında gerçekleşen yürüyüşün ardından yapılan basın
açıklamasında: “HIV/AIDS artık ölümcül değildir. Mevcut ilaçlarla kontrol
altında tutulabilir. Bugün artık HIV+ kişiler, gelişen yeni tedaviler
sayesinde kaliteli bir yaşam sürebiliyorlar. Evleniyor, çocuk sahibi
oluyorlar; işlerine, okullarına hiçbir sağlık sorunu yaşamaksızın devam
edebiliyorlar. HIV+’leri öldüren virüs değil, toplumsal korkular, önyargılar
ve ayrımcılıktır. HIV sosyal ilişkilerle bulaşmaz. HIV+’lerden korkmayın,
uzaklaşmayın” mesajları vurgulandı.
Pozitif Yaşam Derneği hakkında ayrıntılı bilgi için
TIKLAYINIZ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Avrupa’da Türkiye’yi konuşmak
|
|
|
|
 |
|
|
İtalyan düşünce kuruluşları Instituto Affari Internazionalli ve Instituto
Euromediterraneo del Nord Ovest (Paralelli) ile Türkiye Ekonomi Politikaları
Araştırma Vakfı (TEPAV)’nın, Avrupa’daki Türkiye tartışmalarını analiz etmek
amacıyla, Açık Toplum Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştirdiği “Türkiye’yi
Konuşmak” başlıklı toplantı dizisinin ikinci ayağı, 5 Aralık 2008 günü
Berlin’de gerçekleşti. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden araştırmacıların bir
araya gelerek Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki Türkiye tartışmalarını
analiz ettikleri toplantı dizilerinin amacı, bu analizler doğrultusunda
hedeflere yönelik etkin bir iletişim stratejisi oluşturulmasına katkıda
bulunmak.
Avusturya, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Polonya ve
İngiltere analizleri siyasi partilerin Türkiye konusundaki tutumlarının,
“her boya bir beden” yaklaşımına sahip bir iletişim stratejisiyle sonuç elde
edemeyeceğini gösteriyor. Türkiye’nin AB üyeliği; siyasi ideolojileri
birbirinden belirgin çizgilerle ayrılabilecek bir konu değil. Aynı
ideolojiye sahip gruplar dahi Türkiye konusunda bölünmüş durumda. İş dünyası
Türkiye’ye en sıcak bakan kesimlerin başında geliyor. Ancak bu desteğin
yoğunluğu ve devlet politikaları üzerindeki etkisi ülkeden ülkeye değişiyor.
Proje kapsamında incelenen paydaşlardan biri olan Kilise’nin tutumu da
ülkeler arasında farklılıklar gösteriyor.
Sürecin en önemli aktörlerinden biri olan medyanın, Türkiye’deki gelişmelere
daha çok çarpıcı ve trajik haberlere kaynak oluşturduğu zaman yer verdiği
dikkat çekiyor. Bu da kültürel ve dinsel farklılıkların ön plana çıkmasına
yol açıyor. Bu ortamda Türkiye’nin kültür-sanat projeleri ve toplumsal
dinamizmi ile Avrupa medyasına taşınabilmesi büyük önem taşıyor. Avrupa’daki
Türk azınlıklar, sayısal anlamda önemli bir yere sahip olmalarına rağmen,
Türkiye’nin AB üyelik sürecinde aktif rol oynamıyorlar. Avrupalı Türklerin
sivil girişimleri yeterince tanınmıyor.
Sonuçlar, Avrupa’da Türkiye konusunda ciddi bir bölünme olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla, Türkiye hakkında geliştirilecek bir iletişim stratejisinin,
hedef kitlelere göre “farklılaştırılması”; her ülkede, doğru kitlelere doğru
mesajlarla erişilmesi gerekiyor. Geliştirilecek iletişim stratejisinin
dinamik olması, Türkiye’nin Avrupa gündemine taşındığı ani gelişmelere hızlı
yanıt verebilmesi de çok önemli. Ayrıca, mesajın kim tarafından iletildiği
de büyük önem taşıyor. Proje raporunun editörlüğünü yapan Nathalie Tocci,
Avrupa bütünleşmesine gönülden bağlı olan ve Türkiye’yi bu yolda risk olarak
gören bir Fransızın, Türkiye’nin üyeliğinin jeostratejik önemini vurgulayan
bir İngiliz tarafından iknâ edilmesinin zor olacağına dikkat çekiyor. Doğru
kitleye, doğru mesajın, doğru zamanda, doğru aktörle iletilmesi gerekiyor.
www.iai.it
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
E-Bültenin eski sayısı için tıklayınız.
|
|
|
>> HAKKIMIZDA |
|
|
|
|
|
|
|
|
BİZE ULAŞIN: |
|
Adres: Cevdet Paşa
Caddesi
Mercan Apt. No 85 D
11
Bebek, İstanbul
Telefon: 212 287 99
86
e mail : info@osiaf.org.tr /
acikbulten@osiaf.org.tr
|
|
|
|
|
|
|